8 Ocak 2013 Salı

Pi'(Ç)in yaşamı

                Bir fragman adamı olan Bünyamin dayı yaşına rağmen çalışmaya azimli bir kaynatasızdı. Bugün ise günlerden 6'ydı. Bünyamin dayı New Çorliens'ın en iyi çiğ köfetecisi'nde işe başlamış, en büyük hayali olan kıçı yırtılana kadar çiğ köfte yeme missionuna da dünya için büyük kendi için küçük bir pati atıvermişti. Bu müessesede yiyip içip istediğini sıçabilirdi. Ama Bünyamin dayının en büyük hayatta olma sebebi çiğköfte olmamıştı tabi ki. Bünyamin dayı bir fragman adamıydı ve hayatını fragmanlara kumandayla müdahele edebilme uğruna devam ettiriyordu. Çiğköfte asla buna engel olamazdı ve olmayacaktı da. Ve eline geçirdiği ilk liptopla fragmanlarına devam etmeliydi, ki başarmıştı da.

                Müessesede tarihe geçireceği ilk film, Pi'nin Yaşamı adlı bir piçin hikayesini anlatan o ultra züğürt işi filmdi. Bünyamin dayı böyle kaynatasız bir isime sahip filmleri pek de takdir etmezdi aslında ama bu sefer onu okyanuslara çeken farklı bir şey vardı, fragmanı izleyip ne olduğunu görecekti.


                Bünyamin dayının karşısında gözlerinden yaşlar akan  ( BU GÖZ YAŞI'NIN NASIL OLUŞTURULDUĞUNU HALA ÇÖZEMEMİŞTİ) tipinde çiğköfte yoğurmak istediği koreli bir genç diğma vardı. Bünyamin dayı tam da fragmana kar topu oynamaktan kıçı donup evde sobanın kenarında ısınan mahalle bebeleri gibi ısınmıştı ki içeriye onun gibi yanıp tutuşan ve giydiği çakma leopar desenli taytıyla çiğköfteleri bile yoldan çıkarabilecek sexylikte bir hatun girmişti. Ama Bünyamin dayı kaderin bu oyununa asla yenik düşmeyecekti, hatunun dürümünü hazırlayıp eline verdikten sonra yolcu etti ve fragmanına kaldığı yerden odaklanmaya koyuldu. 



                       Fragman "One Ocean" diye devam ediyordu ve Bünyamin dayı içindeki ekmek teknesi arzusunun nereden geldiğini şimdi çözdüğünü düşündü, bu başlık ardından kadraja mavi ve aynı zamanda dalgalı olan bir su görüntüsü girdi, ki suyun dalgalı ve genelde mavi olduğunu Bünyamin dayı sanki daha yeni öğrenmiş gibi heyecanlıydı, bu görüntü Bünyamin dayıyı "artık okyanusla ilgili bir şey görecem heamına lan" dedirtecek kadar duygu doluydu, ama ardından "kumda kürek mi çekilir amınakoyim mal lan bunlar, değil mi Hüşevnii" dedirtecek cambridge üniversitesinin kürek takımının gölde kürek çekişini andıran bir görüntü daha girmesiyle Bünyamin dayı adeta korkmuştu.. 


              Artık bu Pi'çin yaşamının bir göl üstünde plankton misali emsalsiz ve içten içe tutarsız olduğunu anlamaya başlıyordu Bünyamin dayı. Artık sınırlarını zorlamış Meksika sınırı bile Bünyamin dayının sınırları karşısında göt gibi kalmıştı, düşünmeden edemiyordu, acaba director bu sahnede ne demek istiyordu, bu görüntü topluma nasıl bir sosyal züğürtlük işletmek istiyordu, bu görüntünün altında ne yatıyordu, yoksa bu görüntünün altında bir tekneden fazlası mı vardı, görüntüler kurşun geçirmez miydi.. 

             
    








            "Duraklat" dedi, sakinleşti, derin bir nefes aldı, ve patrona çaktırmadan marul arasına bi sikim çiğköfte koyup üstünü de bi güzel limonladıktan sonra ağzına attı ve çiğköfte Bünyamin dayının boğazından aşağı doğru geçerken adeta diğer bütün boğaz trafiği durmuş bu muhteşem görüntüye bakakalmıştı, Bünyamin dayı rahatladı ve "Devam" dedi, fragmana devam ediyordu, sahne bir anda gölden uzaklaşıp bizim Pi'çin evi olarak düşünülen mekanda eller yüce Budaii'ye dönük bir şekilde yakın arkadaşı olarak tahmin edilen Yu-Gi-Oh'un kel versiyonunu andıran çocukla beraber dua edişlerini paparazi gibi yakaladı, fakat Bünyamin dayı yine korkmuştu, çün kiii bizim Pi'ç'in elleri farklı bir şekilde, kel'in elleri farklı bir şekilde bağlanmıştı, nasıl olurdu, olamazdı tabi ki de, Bünyamin dayı bunun directorun dandikliğinden kaynaklanan bir hata olduğunu bildiğinden fragmana parmaktan sonra devam etti, bu arada fragmana devam ederken bizimkinin kel olmadığını gördü ve mahçup oldu Hüşevni bacıya bunları yanlış anlattığı için..











            Bünyamin dayının hayal dünyası Facebook kadar olmasa da değişkendi, ve ilkde kel gördüğü çocuk şimdi kel değildi. Ayaklandı birden bire, ve bizim Pi'çin kafasına elini koyduğu anda bu kısmın dükkanda izlenemeyecek kadar açık seçik olduğunu düşünerek Bünyamin dayı hemen parmaklarıyla gözünü kapattı, yarım açıp baktığında çocuğun sadece Pi'çin başını okşadığını gördüğünde tekrar mahçup oldu Bünyamin dayı. Fragman gittikçe acayipleşiyor ve olmadık şeylerle karşılaşıyordu Bünyamin dayı, şimdi de kaşısında bir seccade vardı ve birden secdeye eğilen Pi'yi gördü Binyimin dayı, bir anda imana gelmişti adeta, geçen 85 yılın boşluğunu hissetti içinde ve bir sıkımlık daha attı ağzına, devam etmeliydi, "siz gidin, beni bırakın!" dedi etrafına, allahtan dükkanda kimse yoktu. Tam dedi bizim Pi'ç iyi çocuk namazında niyazında bizim kıza alırız falan, sonra bir sahne geldi ve Bünyamin dayı yıkıldı bu görüntüye, korkmuştu, ilk gördüğü sahne meğer bir rüyadan ibaretti, Pi'ç uyandığında sandalında ölü bulunmuş bir vaziyette uyanmıştı, etrafına tip tip baktı ve dedi ki kendi kendine "naapıyoz biz amk, yokum ben" tabi kendi kendine dediği için devam etmek zorundaydı, sahneler ardı ardına Bünyamin dayıyı yıkıyordu, ikiz kuleler bile böyle bir yıkım görmemişti hayatlarında. Pi'çin okyanusu kıç kadar bi gölden ibaretti meğersin ki, Bünyamin dayı ağlamakla kahkaha atmak arasında kalmıştı, en iyisi bi sıçayım diyip tuvalet molası verdi. 


           Bünyamin dayıı bu Pi'çin nasıl bi uzayda yaşadığını merak etmişti, gölde etrafına bakış atan genç dima iki saniye sonra çimenliklerin arasında romantik bir yürüyüş yapıyordu ki ekrana modern bir şehrin içinde olduklarını gösteren bir bina girdi, anası diyebileceğimiz bir tipleme kapıdan direk F kuvvetinin doğrultusundaki birine eliyle gel işareti yapıyordu ama bizim Pi'ç ve kardeşi zannedilen kişi bu doğrultuya dik bir konumda Kriket (Bir çeşit İskoç yemeee) oynuyorlardı ve bu işareti görünce eve doğru yöneldiler, Pi'çin kardeşi zannedilen minimal diiiğma Pi'den daha da piç olduğunu belli edecek bir hareket yaptı, Pi'yi kapıdan girerken kapı dışı etmişti, ki zaten fiziğe göre Pi daha kapıdan içeri girmediği için diğer brüderin onu kapı dışarı etmesi iş yapmamış sayılıyordu, Pi'ç böylesine piç bir brüdere sahipti. Bünyamin dayı korkmuştu. Artık bu zavallı uzun saçlı kısa beyinli genç diiiğmanın kesinlikle okyanusa atlayacağını hayal ediyordu, ortada bir atlama olayı vardı fakat daha çok Londra Olympics i andıran bir göl atlayışı idi bu atlayış. Anlaşılan bizim cünüp Pi'ç göle abdest almaya gitmiş. Bünyamin dayı çok sinirlendi, Aynı zaman da korktu da, fragman birden bire ikiden ikiye bitmişti. Bünyamin dayı kendisini teselli edebilir düşüncesiyle hemen bir dürüm sardı ve sadece tek kelimelik şu cümleyi kurdu "Lan Pi'ç, ağzın olmasa biz nireye siçecaağız" Bünyamin dayı rahatlamıştı ve tek kelime etmeden dürümünü bitirmiş Hüşevni bacıyı, açamayacağını bile bile, aramıştı. Artık uyku saati gelmişti, sütlü çiğköftesini içip yatağına gitti ve oracıkta zıbardı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder